26 Mart 2012 Pazartesi

Midnight in Paris / Paris'te gece yarısı

       Owen Wilson bana hep kötü bir komedyen olarak gözükmüştür..Aslına bakarsanız oynadığı basit filmlerden ya da gerçekten yeteneksiz olduğundan sevmiyorum ben bu adamı diyordum ki Paris'te gece yarısını bir tavsiye üzerine izleyene kadar..

       Bu filmi izledikten iki hafta sonra ancak yazabildim...Elbette sabah akşam berduşlar gibi bu filmi düşünmüyorum ama sindirmesi ilk vakitler keyifliydi ve yazmak istemedim..Filmi izledikten sonra yazıların akmasını bekler ve soundtrack'i hep dinlerim sonuna kadar bahsetmişimdir..ancak bu filmde oldukça kalakaldım..Benim en zayıf noktama yüklenmişlerdi.. İzlerken hem çok karışık duygular içerisindeydim hem de bazen kısa kopmalar yaşıyarak kendi geçmişime gittim.. Altın çağ.. İşte tam bu noktada filmde insanların en mutlu oldukları ya da mutlu olabileceklerini düşündükleri zamanlara yolculuklardan bahsediliyor..Konu böyle olunca geçmişine gereğinden fazla önem veren şahsım filmi elbette beğenecekti..Bir yazarın şans eseri Paris'in arka sokaklarından birinde ütopik bir düşünceyle zaman içerisinde seyehat etmesi ve bu seyehatin yazarı tam da yaşamak istediği döneme götürmesi üzerine kurulmuş çok sempatik ve düşüdürücü bir filmdi.. Paris'i seviyorsanız şahane kadrajlar ve sindire sindire gezilen şehir, size senaryo ya da oyunculukları unutturacaktır ancak film ciddi anlamda keyifli ve güzel bir akşam menüsü olarak izlenmeye değer filmler arasında.Woody Allen sevilesi insan.IMDB notu ise 7.8 ( Yazan : Yusuf )



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder